Bugun...



Eshab-ı Kehf yedi uyurlar gerçekte 309 yıl Afyondaki bir mağarada mı uyudular ?

Yüce Allah Kur'an-ı Kerim'inde Eshab-ı Kehf vel-Rekim'in Obrukta üç yüz dokuz sene uyuduklarını haber veriyor ve Obrukta uyuyanların söylentilere göre üç kişi dördüncüsü köpekleri; diğer bir söylentiye göre de dört veya beş kişi idiler.

facebook-paylas
Güncelleme: 09-02-2021 13:24:52 Tarih: 09-02-2021 07:03

Eshab-ı Kehf yedi uyurlar gerçekte 309 yıl Afyondaki bir mağarada mı  uyudular ?

Yüce Allah Kur'an-ı Kerim'inde Eshab-ı Kehf vel-Rekim'in Obrukta üç yüz dokuz sene uyuduklarını haber veriyor ve Obrukta uyuyanların söylentilere göre üç kişi dördüncüsü köpekleri; diğer bir söylentiye göre de dört veya beş kişi idiler.
 
 
Bazı kimselere göre de yedi kişi, sekizinci köpekleri idi. Bu Tanrı birliği uğruna yurtlarından kaçan yiğitlerin İslam geleneğine göre isimleri şöyledir: Yemliha, Mekselinai, Mislina, Şazenuş, Mernuş, Debernuş, Kefeştaştuş. Sekizincileri köpekleri Kıtmir'dir.
 
 
Bu yedi aziz'in isimleri Türk ve İslam aleminde edebiyatta ve bütün ince sanatlarda (bakırcılıkta, bıçakçılıkta, hattatlıkta, minyatürcülükte, kuyumculukta) uğur simgesi olarak ele alınmış ve yazı ve süs yapılmıştır. Bursa'da yayınlanan Nilüfer dergisinde süslü bir seri makalelerden başka bir de bu yedi ismi içine alan şiir konmuştur. Hz Ali (R.A) den bildirildiği kaydı ile şiir sunulmuştur.
 
 
Şimdi bu olayın yerine ve Afyon ile ilgisine gelelim: Yüce Tanrı Kur'an-ı Keriminde bu yedi uyuyanlara Eshab-ı Kehf vel-Rekim buyurmaktadır. Rekim yazılı, Kehf (Obruk) gibi bir yer ismidir. Nitekim İslam coğrafya bilgileri bunu Cebel-i Rekim diye kaydederler. Cebel-i Rekim (Yazılıdağ-Yazılıkaya) hakkında Menazır-ül-ava-lim adlı Arapça eserde şu bilgiler vardır:
 
Cebel-i Rekim;
 
Amoriye hududunda bir dağ imiş Eshab-ı Kehf bu dağda bir mağarada uyumuşlardır. Eshab-ı kiramdan El-Saamit oğlu Ibade, Halife Hz. Ömer (R.A) zamanında bu mağarayı gelip görmüştür. Bu dağ Rum'da (Anadolu'da) Erkiye ve Sikiye arasında bir dağ imiş. Kur'anda ismi geçer.
 
 
Ayrıca İslam Arap orduları kutsal bir savaş (İstanbul Kuşatması) için buradan geçerken Mesleme oğlu Habib ve Abbas oğlu da bu mağarayı görmüşlerdir. Amoriye Arap tarih ve coğrafyacıları tarafından Rum'un başkenti gösterilmiştir. Bu şehir, bilindiği gibi Afyon ilinin Emirdağ ilçesine bağlı Hisarköy'dür. Buna bağlı köy ve kasabaların sınırı Bey Dağları ve onun kuzeyinde Yazılıkaya köyüne kadar uzanır.
 
 
Obruğun yeri bu Yazılıkaya köyünde olmak gerekir. Bütün bu Obruk koldaşlarının yeri ve memleketi tamamı ile aydınlanmıştır. Yukarıda anlatılan olaylarının Afyon İli kuzey bölgesinde geçmiş olduğu kesinlikle anlaşılmıştır. Yukarıda adı geçen iki kasabadan Sikiye; Sakarya nehrinin (Sakarı Başı) kaynağında eski Sankarios kasabası, diğeri Erkiye ise Orkistüs (Eski Alikan) şehri olduğu apaçıktır. Bu şehirlerin uzağında Yazılıkaya mevkiini gösteren dağ ucu görülür İstanbul-Suriye yolu bu iki kasabadan geçer. Taberinin hikayesinde geçen kasaba dışı hamam ancak kaplıca olabilir. Bu kaplıca Yazılıkaya'ya bir gün uzakta (40 km) Kazlıgöl kaplıcasıdır. Bu kaplıcanın en eski hamamı bugün de altı Bizans başlıklı direkleri ve yapı tarzı ile düşünce ve buluşlarımızı kesinleştiren niteliktir.
 
 
Aziz'in putuna tapmamak için girmediği kasaba ise Kazlıgöl batısında Konna kasabasıdır. Konna Yukarı Dandırı köyünde idi. Dostları altı azizden beşi Konnalı gençlerdir. Bir gece saklandıkları çiftlik ise Yazılıkaya yolunda Ayazin yakınında olmalıdır.
 
 
Ayazin Metropolis adını almış, kayalara oyulmuş kilisesi ile dikkatimizi üzerine çekmektedir.
Ayazin'den 30 kilometre kuzey doğuda ormanlar içindeki Obruk (Kehf) yeri Yazılıkaya kitabımızda Firik çağı dağ şehri olarak anlattığımız Midas şehri su sıkıntısını gidermek için dağın içine merdivenli tünel biçimi oyulmuş kuyuları bulunan özel bir yerdir. Firik kültürü ile birlikte Bizans kalıntıları da bulunur. İstanbul Fransız Arkeoloji Enstitüsü tarafından burada senelerce kazılar yapılmış ve iki obruk temizlenerek incelenmiştir. Dağ şehrinin üzerine daha bir kaç obruk daha vardır. Temizlenmemiştir.
 
 
Çok ilgi çeken bir nokta bu temizlenen mağara tünellerden birini ağzında bir adam arkasından gelen bir köpek kabartması kazılmıştır. Bu köpek orta boy bir ev köpeği yani Kıtmir'dir.
Fransız kazılarından çıkan bir hakikat daha vardır ki, Midas şehri adı verilen kale, Firiklerden sonra terk edilmiş Helenistik ve Roma çağlarında yerleşme olmamıştır. Ancak Bizans çağında tekrar bir yerleşme olmuştur. Toplanan çanak çömlek kırıkları bunu açıkça göstermektedir. Obruk koldaşlarının sığındığı günlerde kimsecikler burada oturmuyordu.
 
 
Yelmiha'nın erzak almaya gittiği kasabaya gelince: Bu kasaba Bizans çağında önem kazanan Santabaris'tir. Tarihi coğrafya bilginleri Santabaris'i Bardakçı köyünde gösterirlerse de, daha güneyde Han (Husrev Paşa hanı) kasabasının eski yaylaları olan Ertenyayla ve Kulapa köyleri arasında ve Erten köyü topraklarında mezarlıklarını, şehir yapı kalıntılarını ve iç kalesini bulduğum Erten mevkiidir. Bu kasaba kalabalık bir kasaba idi. Selçuklu çağında Barçınlı adı ile kadılık merkezi idi. Baris ve Barçın aynı olmalıdır. Hüsrev Paşanın Han köyünde yaptığı kervansaraya da Barçınlı Hanı (Han-i Barçın) denirdi. Bu ad sonra Bayat bucağına verilmiştir. Santabaris İstanbul-Suriye yolunda önemli bir konak yeri olmuştur. Han Erten be Kulapa Köyleri ve Yazılıkaya şimdi Çifteler ilçesine bağlanmıştır. 1948 yıllarına kadar Afyon Emirdağ ilçesi Bayat bucağına bağlı köylerimiz idi.
 
 
Bütün bu belgelerden başka bir de Yazılıkaya dağ şehrinin denizden 1600 metre yüksek olması göz önünde tutulmalıdır. Bu Obruk koldaşlarını 309 yıl donmuş olarak (bir buzdolabı gibi) çürüyüp kokmadan korumuştur. Tarsus, Afşin ve Efesos gibi yerlerde bu imkan yoktur, buralarda ısı hiç bir zaman sıfır altına düşmez. 20. yüzyılın son yarısında bilginler, dondurmak yolu ile insan cesetlerini uzun zaman korumak ve sonra canlandırmayı olağan buluyorlar. Göz, kan, kemik, böbrek bankaları şimdiden çalışmaktadır.
 
 
Roma çağında Miladi 2. ve Bizans çağında 5. yüzyıllarda sığındıkları obrukta donup kalmış olan ve çobanın açtığı delikten sıcak girmesi ile dirilen ve uyanan Obruk ve yazılı koldaşları adına bir çok yerde yer altı (mağara) kiliseler yapılmış olması normaldir. Hatta bu mağaralarda resim mozaiklerle konuyu anlatmış olmaları da bizim görüşlerimize ve buluşlarımıza aykırı değildir. Kaynak: Süleyman Gönçer






FACEBOOK YORUM
Yorum

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER Tarih Haberleri

Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
HABER ARA
YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
HAVA DURUMU
nöbetçi eczaneler
NAMAZ VAKİTLERİ
GÜNLÜK BURÇ
YUKARI YUKARI