Bugun...


Raziye Celep

facebook-paylas
Bir Kelime Bir Hikaye (Müzede Bir gün)
Tarih: 11-08-2020 13:53:00 Güncelleme: 11-08-2020 13:53:00


Efendim geçenlerde yolum Afyonkarahisar Arkeoloji Müzesi’ne düştü. Yolum düştü demeyelim de düşürdüm demek daha doğru olacak zannımca. Oldum olası severim tarihimize ışık tutan mekanları.

 

Müzeleri, kaleleri, tarihi hanları, eski konakları, hatta mezarlıkları. Bizlerden önce yaşamış insanlara ve medeniyetlere dair izler bulmanın, o dönemleri anlamaya ve yorumlamaya çalışmanın ve belki de en önemlisi insan gelişiminin geçirdiği evrelere tanık olmanın insana verdiği haz tarif edilemez. Bu sanki zamanda yolculuk yapmak gibi bir şey. Farklı zamanlara ve değişik hikayelere konuk olmak gibi.

 

Müze de neler yok ki. Eski Tunç, Hitit, Frig, Lidya ve Roma Dönemlerine ait objeler arasında kaybolmak, her bir nesneyi merakla incelemek, o küçücük materyallere işlenmiş figürlerdeki ve kabartmalardaki muhteşem işçiliği, dokunuşları görüp te şaşırmamak elde değil. Bir ben vardı müzede bir benden içeri. ‘’Anne bu ne, bu ne?’’ Diyerek koşuşturan küçük bir kız çocuğu heyecanıyla gezdim tüm müzeyi ve bahçesini. Çanaklar, çömlekler, adak taşları, mezar taşları, maşrapalar, idol, koku ve gözyaşı kaplarını, insan başlı testiyi, Frig vitrinindeki ‘’bezemeli kap’’ üzerine büyük bir ustalıkla çizilmiş geyik figürünü görüp te hayran kalmamak mümkün değil.

 

Yine üzerine melek figürü resmedilmiş yağ kandillerini, hayvan figürlü kapları ve belki de tarihin ilk tiyatro biletleri olan yuvarlak- oval taş üzerine kabartmalar yapılmış her biri birer sanat eseri olan tiyatro biletlerini görüp te şaşmamak içten değil.

 

Müzenin girişinde tüm ihtişamıyla sizi Apameia Lahiti karşılıyor. II.yy da Dinar Devlet Hastanesi kazısında bulunmuş lahit. İnce grenli beyaz Docimeum (İscehisar) mermerinden yapılmış. Bir yandan lahit üzerine işlenmiş Nikeler, Medusa başları, Eroslar, aslan başları tüm görkemiyle sizi selamlıyor. Diğer yandan Roma dönemine ait mermer heykeller, adak taşları, ostotekler, Prens Tarpa’nın Fırtına Tanrısı’na adadığı dikili taş, yunan mitolojisinin tanrı ve tanrıçaları Zeus, Apollo, Artemis, Cybele, Eros, Afrodit, Heracles (Herkül), Pan ve diğerleri gezinizde size eşlik ediyor. Her birinin farklı hikayeleri var sizleri içine çeken. Ama ben bugün size onlardan sadece bir tanesinden bahsedeceğim.

 

Efendim Hermes’ in oğlu, belden yukarısı insan, aşağısı keçi ayaklı olan; kuyruklu, boynuzlu, sivri kulaklı, vücudu kıllı keçi Pan’ dan. Yunan mitolojisinde kırların ve çobanların tanrısıdır kendileri. Pan, kırlarda aniden insanların karşısına çıkıp görüntüsü ile insanları korkutup paniğe uğratır. PAN bu özelliği ile PANİK sözcüğüne de ilham kaynağı olmuştur. Ani dehşet duygusu, büyük korku ve ürkü anlamlarını taşıyan PAN-İK ismi Fransızca Panique’ den türetilerek dilimize gelmiştir. Müze de Pan’ ın ve çobanlık yapmasını ve flüt çalmasını öğrettiği Daphnis’ in birlikte heykelini de ve daha çoklarını da görmek mümkün tabi.

 

Tek hikaye dedim ama bahçeye çıktığınızda tüm heybeti ile karşınıza çıkan Heracles (Herkül)’ den söz etmesem ona haksızlık etmiş olurum gibi geliyor. Yok, yok şu an anlatmayacağım öyküsünü, en azından şimdilik. Sadece şunu söyleyebilirim size. Öylece geçip gitmeyin yanından, derim. Arkasında sizler için yeni gizler var sakladığı. Keşfedilmeyi bekleyen. Siz yeter ki müzeye uğrayın ve onların öykülerine kulak verin.





FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
HABER ARA
YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
HAVA DURUMU
nöbetçi eczaneler
NAMAZ VAKİTLERİ
GÜNLÜK BURÇ
YUKARI