Bugun...


Raziye Celep

facebook-paylas
Duyun Sesimizi
Tarih: 01-06-2020 18:08:00 Güncelleme: 01-06-2020 18:08:00


"Neden sesimi duymuyorsunuz? Kör mü oldunuz? Sağır mı oldunuz? O kadar çığlık atmama rağmen neden böyle yapıyorsunuz? Neden sesim olmuyorsunuz? O caninin bana sıktığı kurşun hala şurada, kafamda.

 

Belki de ömür boyu böyle kalacağım. Ve o adam şimdi dışarda geziyor, yürüyor. Beni eve mahkum etti. Ben yürüyemiyorum, gezemiyorum. Kendi yemeğimi bile kendim yiyemiyorum. Peki ben ne olacağım? Söyleyin bana, cevap verin. Yeter artık sessiz kalmayın. Duyun beni! ‘’ (Mutlu Kaya)

 

Mutlu Kaya, erkek arkadaşı tarafından hayatına kastedilen kadınlardan sadece biri. O da tıpkı diğer kadınlar gibi başına gelenleri hak etmiyordu. Gerçi hiçbir canlı böyle bir muameleyi hak edemezdi. Yaşamı, hayalleri, gençliği bir adamın kirli zihniyetinin ve kanlı ellerinin arasında sıkışıp kaldı.

 

O şanslıydı(!) belki, ölmedi. Dört ay yoğun bakımda verdiği mücadeleden, ardı arkası gelmeyen tedavilerden sonra yaşama tutunabildi. Ama yitirdiği konuşma yetisiyle ve felçli bedeniyle. Başına sıkılan kurşun Mutlu’dan çok şey götürürken, kendisi orada kalmakta ısrarlıydı. Kendinden çalınan yaşamının nişanesi olarak kafasında duruyordu.

 

Hayattan koparılan nicelerine göre hayatta kalması bir mucizeydi. Yaşadıklarının en yakın tanıklarından birisi de şüphesiz ablası Dilek’ ti. Onun sesini duymuştuk tüm bu yaşananlar sonrası televizyon ekranından. Kardeşinin verdiği yaşam savaşında Mutlu’nun yanı başındaydı. Sadece onun için değil, şiddete maruz kalan tüm kadınlar için çıkıyordu sesi. ‘Şiddete dur diyeceğiz, bitireceğiz’ derken avazı çıktığı kadar bağırıyordu.

 

Sesini duyurabilmek için, desteklenmek için, önlem alınması için, başka canların yitip gitmemesi için… Ama ne talihsizliktir ki abla Dilek’ te tıpkı kardeşi gibi, tıpkı Müberra gibi, Özgecan gibi, Şule Çet gibi, Münevver gibi, Gülay gibi, Sinem gibi ve daha adını bilmediğimiz binlercesiyle aynı kaderi paylaştı. Astsubay erkek arkadaşı tarafından vurularak bu hayattan koparıldı. Onlar maalesef bu dünyada erkek terörüne maruz kalan ne ilk kadınlardı ne de son olacaklardı.

 

Onlar, sokak ortasında bıçaklanan, kafede boğazı kesilen, arabada kurşunlanan, evinde nitelikli cinsel tacizle katledilen, bir rezidansın yirminci katından aşağı atılan, çocuklarının gözleri önünde çoğunlukla ya boşandığı eşi tarafından ya aşkına karşılık bulamadığı saplantılı aşığı ya da hiç tanımadığı insanlar tarafından canice hayatları ellerinden alınan kadınlar. Eminim hiç birisi yaşamdan bu şekilde göçüp gitmeyi düşlememişti. Düşlemeyi bırakın aklının ucundan bile geçirmemiştir herhalde. Zira kim böyle bir sonu kendine yakıştırabilirdi ki?

 

Yaşamları babası tarafından yanında saldırıya uğradığı annesine; anneciğim lütfen ölme, diyen kızının feryadıyla, eli kesilen boğazında annesi Emine Bulut’un ‘ ölmek istemiyorum’ çığlığı arasında son buldu. Bizler bu kadınları ya haber bültenlerinde kendilerine ayrılan birkaç dakikalık süre zarfında tanıdık ya da gazetelerin üçüncü sayfalarında gördük. Ama seslerini hiç duymadık. Ne kulaklarımız ne de sağır olan vicdanlarımız işitti onları.

 

Ya yaşadıklarını, onları yok saydık çoğu zaman ya da maruz kaldıkları vahşeti kendilerine hak gördük. Kılıflar örüp, arkasına saklandığımız bahanelerle vicdanlarımızın sesini kıstık. Duymadık sancısını. Onun yerine; O saatte orada ne işi varmış? Neden kısa şort giymiş? Vay efendim pantolonu da darmış. Onun da gönlü varmış. Yüksek sesle de gülmüş. Aman karşısındakini tahrik etmiş. Ne namussuzluk mu etmiş? Tabi namus sadece kadının taşıdığı ve kadınlığına özgü bir kavramdı ya. Miş, miş, miş…

 

Oysa kadın Türklerde Han’dı. Hükümdar ile ülkeyi yöneten. Han’ım (hanım) sözcüğü değil midir ki bugün kadınlarımıza kullanarak, yücelttiğimiz? Peygamberimiz Efendimizin (S.A.V) Veda hutbesinde; ‘Kadınlarınız size emanettir’ diyerek emanet ettiği de ayakları altına cennet serilen ana da yine o kadın değil midir? Kurtuluş savaşında el kadar bebeğini evde bırakıp ‘bebem anasız büyür ama vatansız asla ‘ diyerek cepheye koşan, vatanı için, bayrağı için can veren de yine aynı kadın değil midir?

 

Ulu Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ ün ‘ Ey kahraman Türk kadını, sen yerde sürüklenmeye değil, omuzlar üzerinde göklere yükselmeye layıksın.’ Dediği kahraman Türk kadını da Neşet Ertaş’ın ; ‘kadınlar insandır, bizler de insanoğlu’ dediği kadın aynı kadındır. Toplumun temel taşı, kadın. O vakit kulaklarımızı tıkamayalım. Sahip çıkalım bırakılan kıymetli emanete. Kadınlarımıza hak ettikleri değeri verelim. Sevelim, sevilelim.





FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
HABER ARA
YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
HAVA DURUMU
nöbetçi eczaneler
NAMAZ VAKİTLERİ
GÜNLÜK BURÇ
YUKARI