Bugun...


Raziye Celep

facebook-paylas
Yüklük
Tarih: 28-06-2020 17:12:00 Güncelleme: 28-06-2020 17:12:00


Akıp gidiyor günler siyah beyaz resimler hırçınlığında… (Yılmaz Odabaşı)


Eski evimizin üst katında, annemlerin odasında büyük kapakları olan, renginin cam göbeği olduğunu sonradan öğrendiğim, duvara gömülmüş yeşilimsi bir dolap vardı. Annem oraya ‘’yüklük’’ derdi. Evimize yatılı misafir geldiğinde yüklüğün kapı gibi büyük kapağı açılır içinden döşek, yorgan, yastık, çarşaf alınırdı.

 

Ben kardeşlerimle saklambaç oynarken oraya saklanmayı çok severdim. Annemin çiçekli döşeklerinin üstüne, üst üste yığdığı yorgan ve yastıkların tepesine çıkıp, saklanmak çok hoşuma giderdi. Oraya uzanır, yüklük kapısının aralığındaki boşluktan gözlerimi kısarak bakar, saklambacın ebesini görmeye çalışırdım. Yüklükte kalmak çok rahat ve keyifli gelirdi. Tahta kapak aralığından süzülen lambanın ışığıyla yüklüğün içi loş bir hal alırdı. Işık süzmesinin yorganların üstünde oynaşmalarına eklenen naftalin kokusu beni benden alırdı. İçerdeyken çoğu zaman oyunda olduğumu unutur, hayallere dalar başka oyunların içinde bulurdum kendimi. Ebenin beni unuttuğu ya da aramaktan vazgeçtiği de olurdu, yumuşacık yastık yorganın üstünde uykuya daldığımda.


O zamanlar benim oyun odama annemin neden ‘’yüklük’’ dediğini anlamazdım. Bu dolap ya nadiren kullandığımız eşyalarımızı taşırdı ya da evimize fazla gelen, yer işgal etmesini istemediğimiz eşyaları. Annemin bazen yüklükteki yatak döşeğin arasına bir şeyler gizlediği de olurdu. Bulunmasını ya da ortalarda görünmesini istemediği şeyleri oraya kaldırırdı.

 

Bu bazen evin pazar alışverişinden arttırarak biriktirdiği kendi değimi ile ‘’zor gün parası’’ olurdu bazen de bayramdan kalan misafir şekerleri. Evde büyüklü küçüklü beş çocuk olunca alınan şekerler bayramdan önce biterdi. Saklamasın da ne yapsın kadın? O yüklük ne çok şeyi gizler, korur, barındırırdı içinde. Önemli bir evrakta, birbirimizden kaçırıp sadece kendimize sakladığımız oyuncaklarda o yüklüğün bir köşesinde kendine yer bulurdu. Düşünüyorum da o küçük dolap-oda evimizin, bizim tüm yükümüzü barındırıyormuş meğer. Evimizin belki de en önemli yeri burasıydı. Ne çok şey bilir, ne çok şeye şahit olurdu bu yüklük. Yük-lük… 


Peki her birimizin sığınağı, gizli, küçük yüklükleri yok mu? Sandıklar, çekmeceler, kasalar, bilgisayarlar bizlerin modern yüklükleri değil mi? Belki yorgan, yastık koymuyoruz ama bizim için kıymetli ne çok giz var içlerinde. Çocukluğumuzun, gençliğimizin, yaşamımızın izlerini taşıyan... Kimsenin görmesini istemediğimiz bizden parçalar. Hayaller, aşklar, düş kırıklıkları, yaşanmış ya da yaşanamamış hayatlar kilitli sandıklarımızın içinde. Sevgi sözcükleri ile bezeli hasret kokan mektuplar, özel gün kartları, hediyeler, yaramızın sancısı, yüreğimizin yangını da yine yüklü aynı yüklüklerde… 


Ara ara açmak, havalandırmak gerek tabi yüklüğü. Bazen kimilerini gün yüzüne çıkartmak, havalandırarak yeniden sarıp sarmalayıp yerine koymak gerek. Bazen de kimilerinden vazgeçmesini bilmek gerek. Yüklüğün yükünü hafifletmek gerek ki hem biz hafifleyelim hem de yenilerine yer açılsın. Geçmişi hatırlamak, anıları tazelemek, geleceğe umutla bakmak gerek.

 

Yaşamı anlamaya çalışmak, özümsemek, kendimizle yüzleşmek gerek. Arkamızda bırakacağımız her yük kırsın prangalarımızı, özgür kılsın ruhumuzu. Korkmayalım yaşamdan ve getireceklerinden. Meydan okusun hayata gülüşlerimiz. Biz yeniden düşler kuralım. Bak kuşlar ötüyor, güneşse karanlığı dağıtıyor.

 





FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
HABER ARA
YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
HAVA DURUMU
nöbetçi eczaneler
NAMAZ VAKİTLERİ
GÜNLÜK BURÇ
YUKARI