Hızla akan zamana yetişmeye çalışırken birlikte çok güzel, tatlı anları, anıları yaşadıklarımın yanında onca tatsızı, narsisttleri geride bırakıp, tüm zorluklara, sıkıntılara karşın inadına birlikte yaşadıklarımla bir yaşa daha adım atarken, ağıran dişim yetmezmiş gibi yazıya, söze döktüğüm düşüncelerimle sık sık bela açtığım başıma verdiği acının işkencesiyle kıvranırken dışarıda olduklarını unuttuğum kızlarım Şeyma ile Nazlıcan'ın üzerine koydurttukları mumu yakıp, ellerine aldıkları pasta ile zilini çaldıkları evin kapısını ev hali pejmurde giyimimle 'Gel bakalım' diyecek polis mi, yoksa mahkeme evrakı, tebligatı getiren postacı mı diyerek tereddüt ederek, kendilerine açmamla 'Doğum günün kutlu olsun baba ' sürprizi ile yeni bir yaşıma daha adım attığımı anlıyordum.


'Her yaşa bir diş' diyecek olacağım ama 32 dişin iki katına doğru giden bir yaşa ulaşmak için düşe, kalka aldığım bu yolda ağıran dişim gibi onca acılar, görüp, yaşadığımı da hatırlıyordum..


Ama Savaş ve Deniz kardeşlerimin genç yaşta beni erkenden terk etmeleri gibi onca acı kayba karşın bugün hala hayatta ve benimle olan eşimle, çocuklarım, torunlarım, aşklarım ve samimi dostlar dediklerimle olduğuma da seviniyordum..
Ve bir dişin ağrısıyla bir yaşı daha bitirip, yeni bir yaşa hüzünle de olsa bir kez daha 'merhaba' diyordum dost, arkadaş, okur ve beni sevenlerin ‘Doğum günün kutlu olsun gazeteci..’ şeklinde ki güzel satırlı mesajlarına tek tek teşekkür ederken..


Eski ama unutulup, eskimeyen dostluklar..
Yeni gümrük vergileri uygulayan Trump'lu Amerika'da, tuvaletlerine ülke bayraklarını dizen Hollanda, Avustralya'da olduğu gibi altın ve elmas arayıcılarını aratmayan bir mücadele ile şu çekilemez denen ama onsuz da olunamayan İstanbul metropolünde arayıp, bulduğum onca değerimizle karşılaştığımı gerek, 36 yıldır kesintisiz yaptığım haberlerimde gerek ise düşüncelerimi yazdığım bu köşemin satır aralarında sizlerde görüyorsunuzdur.
Aslında çoğu ile 80'li yıllarda rahmetli babamın kurduğu matbaada başlayan gazeteciliğimle birlikte 90'lı yıllar da bire bir tanıştığım ama gerek kendi özel sorunlarım, gerek ise tün zorluk ve sıkıntılara karşın hep yanımda olan ailemle birlikte bizzat yaşadığım 99 Marmara depreminin en büyük sebebi olduğu ve Kocaeli'nin 3. günlük gazetesi Siyah Beyaz Kocaeli adlı gazetemi kapatmak zorunda kalıp, sevdam dediğim memleketim Ardahan'a bir nevi zorunlu geri dönüşüm dolaysıyla bir çok dostumla istemeyerekte olsa ayrı kalmıştım..


Ama kimisiyle telefonla, kimisiyle de zaman zaman geldiğim ve bu aralar bir hayli uzun süredir kaldığım İstanbul'da sevdiklerimle olmaya, onlarla görüşmeye, dostluğumu kesintisiz sürdürmeye devam ettirmeye çalıştım.
Ancak hayatın acımasız çarkları dolaysıyla dostlarım gibi bende birilerine diz çökmeme uğruna yaşam mücadelesi verirken aramızda ki ayrılış zamanının uzaması, benim Kafkasya'nın sınırında bulunan Serhat'tan sık sık çıkamamam, onların ata dede yurduna çeşitli nedenlerle uzun süre gelememesi dolaysıyla çoğu beni unutmazsa da, göremedi, görüşemedik..


Ama beni hep takip edip, 'yerelden ulusala gazetecilik' anlayışı ile yaptığım haberlerimi, yorumlarımı okumaya, özelleştirme adı altında çoğu fabrika, kurun, kuruluş gibi ortadan kaldırılan resmi kurumlardan olan Başbakanlık Basın Yayın Enformasyon Genel Müdürlüğü, Metin Göktepe ödülleri gibi gazeteciliğime onur veren onca ödüllerle ödüllendiren gazeteciliğimi takip etmeye devam ettiler..
Ve sanırım yaşlandığımdan, torun dedesi olduğumdan dolayı olacak ki ben de çoğunu unutamazsam da hatırlayamaz oldum.. Ama baki denilen dostluklarımız gönüllerimizde, kalplerimizin bir köşesinde hep kaldı..


İşte gerek yaşamak ve yazmak için, gerek ise hepimizi strese sokup, erkenden diş döktürüp, yaşlatıp, saç, sakalları beyazlatan maddi, manevi sorunları aşmak, onca imkânsızlıklara karşın besleme tayfasına veya havuzlara düşürmeme mücadelesi verdiğim gazetelerimizin yayınını birlerine bağlı kalmadan özgürce sürdürmek, TEMPO TV'de ki 'Gazetecilerle Gündem' adlı programı devam ettirmek, Ardahanlının sesi, soluğu olan Ardahan'da ki gazetelerimize katkı sunmak içini gerekse şu an okuduğunuz siteyi güncellemek için uykusuz kaldığım bir gecenin daha sabahında kalkıp, telefonla arayıp, randevulaştığım o dostlardan biriyle daha buluşuyordum.


Aynı zaman da babalarımızın dost olduğu, arkadaşım, akrabam Ardahanlı bir çok dostum gibi iş hayatında başarısına başarı katan ve o gün İstanbul Tekstil ve Hammaddeleri İhracatçıları Birliği Denetim Kurulu Üyesi olan ve Ardahanlı İşadamı, turizmci Abdülrahman Özer dostumun da amcaoğlu olan Akgün Teks.San. Tic.Ltd.Şti. Yönetim Kurulu Başkanı olan ve uzun süredir görüşemediğim, hemşeri sahasında niye çekildiğini anlamadığım iş insanı Ensar Özer'le olan randevuma doğru yol alırken, bir dönem gazetecilik yaptığım ve İstanbul'da ki hemşeri ve dostlarımın çoğunu o zaman tanıdığımı ve bir zamanların basın ve medya merkezi olan Cağaloğlu'na doğru gittiğimi de hatırlıyordum..


Diktatörlükte Hitlerden sonra mı önce mi diye bugünlerde bir hayli tartışılan diktatörler arasında olduğu söylenen Stalin'lerin yönetim anlayışın darma, dağıttığı ettiği SSCB'nin Ardahan'a sınır olan Gürcistan gibi Kafkasya ülkeleri ve Rusya olması sırasında baskıcı rejimden kaçıp, daha özgür denen Türkiye'ye ilk girişlerinde memleketim Ardahan'ın Posof/Türkgözü Gümrük kapısında girip, komşu olmalarına karşın kapalı sınır kapıları ve 'Komünist' denilerek bizlere öcü gösterilip, uzak tutulanlarını, en az iki dil bilen, üniversite okumuş, gelişmiş sosyal ilişkinin yanında kültürün en üst seviyesine ulaşmış insanlar olduğunu da anımsıyorum.


Ve biz Ardahanlıların değerini bilmediği, birilerinin 'Nataşa' deyip, aslında altın yumurtlayan turizmi elinin tersiyle geri ittiği, yabancı ülke insanlarının büyük çoğunlukta ticaretine damga vurduğu İstanbul Aksaray'dan, Beyazıt'a doğru yol alırken Laleli'de ki tekstil sahasın da olduğu gibi yurt içi ve yurt dışına damgasını vuran birçok Akgün markasıyla karşılaştım 'Sanırım randevu yerime geldim' derken..


Bir zamanlar koşarak, şimdi ise yaşlandığımdan yada zararı denmesine rağmen içmeye devam ettiğim sigaradan olacak ki ter, kan içinde çıktığım binasının büyük bir bölümü kuyumculara kiraya verilen Now TV'niin Genel Yayın Yönetmeni olan gazeteci hemşerim Doğan Şentürk'ün başkan yardımcısı olduğu Türkiye Gazeteciler Cemiyeti'nin de olduğu Cağaloğlu yokuşunu aşıp, gittiğim alanda bu markanın asılı olduğu mağaza sayısının çokluğu dolaysıyla şaşırıp, yeniden aradığım iş adamı hemşerimim beni, kalbinin tüm sıcaklığı ile karşılaması ve o gördüğüm Akgün markalarını yabancı olmadığını belirtmesi özlediğim dostumla ayrılışımın üzerinde geçen yıllarda başarısına başarı kattığını göstergesiydi..


Ancak o kadar ekonomik güce, etkili çevreye sahip olmasına karşın Ardahan'ın saygın iş adamlarından Tevfik Özer'in oğlu olduğunu unutmayıp, dedesi ve babasının mütevaziliğini üzerinden barındıran, ve ben Cağaloğlu'dayken sırtında bana gazete kağıdı topu getirdiğini unutup, nerede, nasıl elde ettiklerini bildiğim imkanlarla sonradan görme üç kağıtçılar arasında yer alanlar gibi şımarmayan Ensar Özer gibi ne kadar çok değerimizin olduğunu bir kez daha hatırlıyordum, onun bana Ardahan'ı koklamak istercesine sarıldığını his ederken..


Evet daha dün denecek o yıllarda yine bir dostumu, akrabamı, arkadaşımı, Ardahanlı hemşerimi bulmuştum şu koskoca güzel ama belediye başkanının, yanı sıra yaşım gibi 56 bin Ardahanlı hemşerimin yaşadığı Esenyurt'unun belediye başkanında aralarında olduğu onca belediye başkanlarının ve 301 üniversite öğrencisinin tutuklu olduğu İstanbul'da giriyordum yeni bir yaşıma daha..


Ve Demirtaşların, Yüksekdağlların, Özdağ'ların da aralarında olduğu ve sadece 301 öğrenci değil, 301 bini geçen tutuklu ve de mahkûmlarla dolu ülkenin hapishanelerden birisinin olduğu Silivri'si olan atı alanın geçtiği ama benim geçemediğim Üsküdarlı İstanbul'u ve kendimi anımsıyorum..


Ve 39 ilçeli, 152 köyü olan İstanbul'u karış, karış gezip, 'Küçük bir reklamla yerelden ulusala özgür gazetecilik..' umuduyla onca sevdiğini kayıp edip, 56'yi bulan yaşımla ülkenin en büyük metropolünü artık yorulan dizlerim ve dizelerimle dolaşırken onca sevdiğim, benden çekip gidenler gibi bir yaşı daha geride bırakıyordum, 'İyi ki doğdun Gazeteci Fakir Yılmaz' diye mesaj bırakan, arayıp, kutlayanlara tek tek teşekkür ederken..